Yürümenin Felsefesi-1

İnsanlar her zaman bir çıkış yolu arıyor içinde bulunduğu durumdan. Ancak Hep kendimizin dışında ararız. İşler yolunda gitmediğinde kaderimize, isteklerimiz olmadığında ise şansımıza küseriz.

ormanlarda bolcana yürüyorum ve muazzam sohbetler yapıyorum kendimle! nıetszhe (1)

Çoğu zaman insanlar bizi anlasın, halimizi görsün, amaçlarımıza hizmet etsin isteriz. Birbiri için yaşamak adına bir araya gelip bir toplum oluşturan insanlar, şehirlerde ruhları yaralı bir şekilde medeniyet dedikleri metropolun sokaklarında mutsuz, telaşe hayatlar sürerler.

Şehirlerde rol yapmak zorunda kalan insanlar yolunu kaybeder ve kendilerine yabancılaşırlar. Nicedir uzun yürüyüşler yapıyorum. Bu uzun yürümelerin,  duyumsamak ve hissetmenin yanı sıra dinleyiş, izleyiş ve gözleyiş olduğunu, insanın kendisini tanımasına ve kendi gerçeğini bulmasına yardım ettiğini fark ettim.

Yürümek, insanın en kolay yaptığı eylemlerin başında geliyor; bir ayağını diğer ayağının önüne atmak. Hepsi budur. Ama yürümenin çok önemli fonksiyonları var; öyle ki bizi mecburiyet yanılsamalarından kurtarır. İşleri bir süreliğine unutmanı sağlar. Çalışmanın yarattığı kısıtlamalardan kaçar, alışkanlıklar zincirinden kurtarır.

Hayatımız hep koşuşturmaca, hep acele işler, telaş, endişeler, kaygılar. Ama yürürken düşünceler sıraya girer ve güzel bir algoritma oluştururlar. Yürürken yorulmaz insan, düşünceler de öyle. Yürürken kazanılan ritim, düşüncede ahenge bırakır kendini. Çok yalın ve sade düşünceler öyle berraktır ki, unutmak ne mümkün! bir resim gibi durur karşında. Sonrası akıl meydanı; çağrışımlar, fikirler, karşılaştırmalar ve çıkarımlar. Yürüyüş bitince hafifler insan.

İnsan yürürken hayatın gürültü ve patırtısından uzaklaşmak, doğanın serin rüzgarlarını yüzünde hissetmek, ayaklarının altında adımladığı toprağın kokusunu ciğerlerinde solumak ve bütün bu güzellikleri deneyimlemenin verdiği mutluluk hissine varmak istiyor. Fransız Filozof Thoreau şöyle söyler; Yaşamak için ayağa kalkmamışken, yazmak için oturmak nasıl da beyhudedir. 

Eğer bir şeyler yapmak istiyorsan, durma, hareket et, yürü, keşfet!

Yürümek bir özgürlük yolculuğudur. Toplumun esaretinden ve yargılarının zincirinden kurtulup, kendini tanımanın, iç görü veya içe yönelişinin ve kendini bulmanın koşullarındandır yürümek!

 

Hep iyimser kalmanız dileğimle…

 

Kaynak: Yürümenin Felsefesi (Frederic Gros)

Gezgin ve Gölgesi (Nietzsche)

 

 

 

 

 

İşlenmemiş Elmas

Aristo, “Bir duygu akıldan pay almadıysa onun pek de insani olduğunu söyleyemeyiz”  der ve ne kadar da doğru söyler. İnsanı insan yapan düşüncelerini ve duygularını harmanlayan ve onlara şekil verendir.

Duygu işlenmezse, kıvama getirilmezse veya amacına göre değilse onun insani olmasından söz edemeyiz.

Aristo bu kez de şöyle der; “Bir insan kendisine hakim değilse, tercihlerine göre değil isteklerine göre hareket eder.  Kendine hakim olan ise isteğine göre değil, tercihine göre hareket eder” Bu söz aklıma amaç konusunu getiriyor. Hayatta bir anlam aramadır amaç. Hayatta var olmak senin için ne ifade ediyorsa anlamı burada aramak gerekir. Keza insanın gerçeğini, var olmak ve amaç arasındaki bağıntı belirler .

Ben ise anlamı doğru düzgün yaşamakta, esenlikte, ideallerimi gerçekleştirmeye çalışmakta, yolun kendisinde, duygularımı sayfalara aktarmakta ve sevgide buluyorum. Bu değerleri duyguya buluyorum ve biliyorum ki duygularını tanıyan insanlar hayatlarını daha iyi idare ederler. Çünkü ne karar vereceklerinden emindirler. Hayatına anlam katmak isteyen, kendine ilke edindiği değerlerin peşinden gitmelidir.

Bütün bunların gerçekleşmesi için insanın hayatında karşısına hangi engeller çıkıyor olsa da vazgeçmemesi, insanın içinde taşıdığı iyimserlikle ilişkilidir.

Hep iyimser kalmanız dileğimle…

Özgür müyüz?

Bedensel olarak özgür değiliz. Çünkü yer çekimine tabiyiz. Ruhsal olarak da özgür değiliz. Zira bedenin içinde tutsaktır ruh. Bedenin hapishanesindedir.

Eğer insanı sadece ruh ve beden düalizmi ile sınırlarsak evet insan özgür değildir diyebiliriz ama bir de insanın rasyonalitesinin arkasında ve duyguların merkezinde ahlak var. İnsanlar ahlaksal olarak özgürdürler. En kısa tanımı ile ahlak, insanların çeşitli davranışlarının yanlış veya doğru oluşunu belirleyen bir yargı ve ilkeler sistemi, kavramı ve inancıdır.

Kalıtımsal, kültürel hatta psikolojik bir çok etken olsa da insan kendi yolunu kendi çizdiği için ahlaksal düzlemde özgürdür. Ahlaksal olmak sözünü açmak gerekirse neyin doğru olduğuna göre insan kendi yaşam biçimini inşa eder. Mesela hırslı biri olmak kişinin elindedir. Ne istediğine bağlı olarak tercihlerini kendi doğrusu açısından ele alacaktır. Bu da kişiyi ahlaksal iradesine götürür. İnsan bu alanda özgürdür.

Rasyonel bir davranışla ve kendi iç analizlerimizde nerede yanlış olduğunu bulmakta ahlaksal olarak özgür olduğumuzu kanıtlar. Çünkü bedensel olarak bir yanlış olsa da bunu düşüncelerin ile fikirlerin veya tasavvufun ile düzeltemezsin. Aynı şey ruh içinde geçerlidir. Ruhta bedene hapsolmuş, maddesel olmayan, aklın ve kalbin verdiği değerlerle beslenen bir özdür. Nerede hata, nerede yanlış bunu bilemeyiz.

Kişi ahlaksal olarak kendi içinde devrimini yapabilir, tüm ahlaksal geçmişini sorgulayabilir ve hatta toplumsal genel kabulleri reddedebilir ve kendi doğruluk rotasını çizebilir. Bu elbette zahmetli bir yoldur. Kendi içinde objektif bir göz acı verecektir. Bu objektif gözden kaçmaz, yüzleşebilirse ahlaksal olarak özgürlüğe ulaşır.

Hep İyimser kalmanız dileğimle…

 

 

Hayata Dair Üç Soru-3

Hayattaki Ödevin Nedir?

Bu dünyada insanların ödevleri vardır. Bu sorumlulukla ile ilgili kavramı içinde barındırsa da tamamen sorumluluk diyemeyiz. Ödev, insanın yaşarken belirlenen ve koşullarında şekillendirmesi ile oluşan, kişinin anlağını kuşatıp kendi gerçeğini bulmasına vesile olan görevler bütünüdür. Ödev, her insanda farklı tezahür eder ama bu hakikatı bulmaya yöneliktir. İnsanın kendisini bulmasına ve gerçeğine daha yakın olmaya yardım eder.

Hayat kısa ve çok da hızlı geçiyor. koşarcasına bir intiba bırakıyor. Yakalamak, daha doğrusu yakalamaya çalışmak insanı epey yoruyor. Bu duyguları hisseden insan hayatının bu gidişatını bir zaman sonra değiştirmesi gerektiğini anlıyor ama bu değişimi nasıl yapacağı kafasında hep soru işareti olarak kalıyor. Bilinmesi gereken en önemli ödev bir insanın, hayatını inandığı değerler üstüne kurmasıdır. Bu değerler ise kendine verilen sözlerin tutulması ile mana kazanır.

hayatta sabrettiğimiz şeyler bize güzellik mi getirir? yoksa yıkıntı  mı? veya oluruna bıraktığımız için inşa edilememiş yarım bir hayat mı? Canımızın çekirdeğinde bu ağır düşüncelerin arasında salınıp dururken, hayat koşuşturmacasında kaldırılması gereken yüklerin ağırlığını hissetmek, dağın zirvesine ulaşmaya çalışan bir dağcının, tırmanması gereken daha çok yamacı ve mücadele edip aşması gereken engelleri düşünüp umutsuzluğa düşmesi gibidir.

İnsanı bu durumdan kurtaracak tek bir şey var;  Hayatta kendine verdiğin sözlerin tutulmasıdır. Ne söz vermiştin hayata?

çok çalışmak mı?

Başarımı?

sevmek mi?

doğru yaşamak mı?

Hayatta hep iyi niyetli mi olmak?

Dürüstlük mü?

Alçak gönüllü olmak mı?

Yada yüce gönüllü mü olacağım dedik?

Belki de iyilik sözü verdik veya merhamet (vicdan)

Yahut erdeme ulaşmak için ahlaklı olmak sözü verdik.

Bu dünyada ödevimiz, kendimize verdiğimiz sözleri tutmaktır. Bu aynı zamanda kendi mistik hayat yolculuğumuzu özgün kılar. Hayata verilen bu sözleri tutmak, büyük bir erdem ve yüce gönüllülüktür.

Hep iyimser kalmanız dileğimle…

 

 

Hayata Dair Üç Soru-2

Hayattaki Amacın Nedir?

Aristo, “insan toplumsal bir varlıktır” demişti ve bu düşüncesini insanların birlikte var olması düşüncesine dayandırıyordu. Geçmişten günümüze baktığımızda Aristo bu düşüncesinde çokça haklıydı. Sanayi devrimleri ve teknolojinin hız kesmeyen yükselişi medeniyeti belirleyen ana etmen olmakta, günümüzde ise değişime ayak uyduramayan kurum, kuruluş, firma, şirket veya devlet yok olup gitmektedir.

Peki, ya bireyi tekil olarak ele aldığımızda amacı nedir bu dünyada? Toplumların amacı belli; var olmak. Bireyin amacı da mı var olmak? Hayır! zaten varız. Amacımız var olmak değil; başka bir şey aradığımız, soyut olduğu aşikar. Çünkü insanın değerleri ile alakalı bu.

Daha önce “ne için varız” sorusuna insanın içindeki tefekkürle ve dönüşüm yolculuğunda, kendinde var olan şeyi bulmak ve kendini gerçekleştirmesinden bahsetmiştik. Şimdi de bu dönüşümün sağlanması için insanın ruhsal tekamülünü gerçekleştirmesinde gerekli değerlerden bahsedelim;

1-Acı

2-Cesaret

3-İyimserlik

4-Vicdan

5-Sevgi

Bir çocukta veya genç bir insanda tekamül arayamazsınız. Çünkü duygular ağır basar. genelde tercihler değil arzular ön plandadır. İstekler yön verir. Hayatın bir zamanında biriken duygular, düşünceler insanın anlağını kuşatır. Kişi dönüşümü isterse işte tam da burada ruhsal tekamül tetiklenir.

Acı:  Halil Cibran, “İçimizdeki hekimin hasta nefsimizi tedavi etmekte kullandığı bir ilaçtır acı ” der. Ruhun olgunlaşması için acı şarttır.  İnsanlar için bir şey varken herhangi bir acı çekmez, ancak yokluğunda acı çeker. Kaybolduğunda, yitip gittiğinde anlar değerini.

Nefsimiz bu dünyaya ilişkindir ve bu dünyadakileri arzular. Ancak nefsimizi dizginlemek elimizdedir. Akla amaç girerse, nefs amaç için evrilecektir.

Cesaret: Kişi söz söylemeye çekiniyorsa büyük endişeleri var demektir. Söyleyememek en büyük hatadır.  Çünkü söyleyemediği şey hiçbir zaman yok olmaz, kaybolmaz en fazla bir müddet ertelemişsinizdir yani sonraya bırakmışsınızdır ama aklınızı hep kurcalayacaktır. Bu nedenle hep acı çekeceksiniz. Istırap gibi ve çoğu zaman bunun cesaretsizlikten ileri geldiğini bile anlayamıyor olacaksınız.

İster iş olsun ister özel hayatınız, her ikisinde de duygularınız var; Duyguları saklamak yanlış bir ilişki modelidir. Eğer doğru iletişim kurmak istiyorsanız her zaman o an ne hissediyorsanız onu söyleme veya duyguyu dışarı vurma cesaretini göstermeniz gereklidir. Aksi taktirde duygularınızı yansıtamamak yanlış anlaşılmalara ve yanlış ifade edilmeye kadar gider ve bu hayatınızı çıkmaz sokağa çevirir. Duygularını tanıyan insanlar hayatlarını daha iyi idare ederler ve ne karar vereceklerinden emindirler.

Cesaret ile ilgili diğer bir konu, kişinin ülküsü hakkındadır. Ne istediğini bilen kişi cesaretli kişidir. Engeller olsa da yılmaz, Fırtına ne kadar sert olsa da eğilmez.

İyimserlik:  Bu dünyada haksızlıkta, kötülükte, eşitsizlikte, zorbalıkta var. Ancak bunlar doğada değil, bilinçte var olanlar. Aklın ve nefsin ürünüdürler. Ancak ruhsal tekamülü güçlü olan insanlar, başlarına ne gelirse gelsin, hayattan ne istediklerini bilirler ve tarih böyle insanlar yazmıştır çoğu zaman.Korkak insanlar karamsar, cesur insanlar iyimserdirler!

Sokrates: Felsefe yapmaktan hiçbir zaman vazgeçmedi. Bu kendisine ölüm getirse de ölümden hiç korkmadı. Adını hala günümüzde zikrediyor olmak ne kadar da önemli bir filozof olduğunu kanıtlıyor.

Mustafa Kemal Atatürk: Bir ulusun kaderini tüm zorluklara rağmen değiştirdi.

Nazım Hikmet: Siyasi düşüncesinden ötürü yaşamının çoğunu ya hapiste ya da sürgünde geçirmesine rağmen düşüncelerini söylemekten vazgeçmedi. Eserleri bir çok dile çevrildi ve şiirleri ödüller aldı.

Bu gibi bir çok insanın hayata bakışı hep iyimserdir. İyimserlikten beslenirler ve ülkülerini severler.

Vicdan: İnsanın tekamülünde önemli yer tutar. Çünkü yapılan veya yapılacak her işin öncesinde ve sonrasında başvurulan bir gönül makamıdır. İnsanın kendi kişisel özelliğine göre şekillenen vicdan, insanın gönül kapısıdır. Eğer kişi burada tüm duyguları süzgeçten geçirebilirse gönüllere girebilir yer edinebilir orada. Nitekim insanın nefsle edindiği kötülükler burada elekten geçirilir.

Bu dünyada olaylar ve olgular söz konusu ve akabinde duygular açığa çıkmaktadır. Kibir, küçümseme, memnuniyetsizlik, Kıskançlık, nefret, kin gibi duyguların vicdan eleğinden geçirilmesi gerekir. Ruhsal Olgunluğa erişmek isteyen, arif olmak isteyen kişi bu eleği kullanmasını her zaman bilir.

Sevgi: Çok büyük yer tutar insanın hayatında fakat ömrün çoğu onsuz geçer. Birçok insan yerine başka şeyler koyar.Genellikle dünyevi şeyler; mesela sıgara içer, ya da kişi yemek yemeye düşkündür. ve yahut kahveyi sever, kimi içkiyi, kimi süslenmekte kimi alışverişte kimi de sporda bulur aradığını.ama bunların hepsi birer avuntudur. Bahanedir. Amaç sevgidir. dünyevi şeyler tecrübe için gereklidir ancak ana amaç sevgiye ulaşmaktır. Sevginin kapasitesi sınırsızdır ve her insan sevmeye ve sevilmeye muhtaçtır. Bu kimi zaman aşkta, kimi zaman özlemde, kimi zaman ülküde kimi zamanda hayat yolculuğunda tezahür eder. Gönlüne sevgi girdiğinde karanlıkta ışık, esarette özgürlük, bittiğini sandığın anda umut olur.

Hep iyimser kalmanız dileğimle…

 

 

 

 

 

 

 

 

Hayata Dair Üç Soru-1

1-Ne için varız?

Varlık felsefesinde varlık töz anlamına gelmektedir. Töz var olmak için kendisinden başka hiçbir şeye gereksinim duymayan varlıktır. Tözün bir başka anlamı da değişmelerin gerçekleştiği kalıcı varlıktır. Zihin ve madde bu anlamda birer tözdür.

konu töz olunca kendinde var olan şey nedir sorusu ön plana çıkıyor.  Bu dünyada yaşarken bilmesek de sezgisel bir güçle anlamamız gereken varlığımızın ne için var olduğudur. Kişi kendinde var olan şeyi bulabilmek için kendindeki potansiyeli keşfetmek zorundadır. Kendinde var olan şey ile ilgili Şunu kastediyorum; kişi neye yatkın ise veya ne yaparken anlam buluyorsa o işe yönelmeli ve kendinde var olan enerjiyi burada tüketirken içindeki niteliği bulmaya çalışmalıdır.

Niye varız? Ne gerçekleştirmek için buradayız? Bize verilen bu yapma enerjisi niçin? Bu soruların elbette net bir cevabı yok. Olması da anlamsız olurdu. Zira herkes bu belli amacı gerçekleştirmeye çalışır, ve evrende niçin var olduğumuz sorusu cevap bulmuş olurdu.(yaratılışa ters bir durum)  İnsan yaşarken ne için yaşadığını bilemez. Trajik hayatının yani ölümlü oluşunun gerçeği ile yüzleşir. Fizyolojisi saat gibi çalışmaya programlanmış vücudunun ne için yaratıldığını bilmeden, beyhude arayışlar içinde kaybolur gider insan.

Tüm insanların bir zaman yaşanan çağda herkesin sorgulamadan veya sorgulatmayan, ve körü körüne bağlılığı emreden inançlara tebaası hayatta aradığımız anlama etkisi yok gibidir.

Gerçeğe yaklaştıkça insanın varlığı anlam bulur.Anlam evrenin içindedir ve bu bir dönüşüm yolculuğudur. İşte tam da burada neden varız sorusu salt olmasa da anlam kazanıyor; “kendini gerçekleştirmek”.

Ne olduğunu bilmeden belli bir zaman aralığında kendini aramak;  körün değneği ile yolunu araması gibidir. Bu yol meşakkatli bir yol olmakla birlikte fiziksel ve psikolojik olarak engellerle; hatta tuzaklarla doludur. Kader oyun oynar gibidir. Kendini gerçekleştirmenin bilincine varırsan eğer, dönüşümün yelesinden tutmuş ve hayattaki gerçeğinin peşine düşmüşsün demektir.

Kanımca evrende kendimizi bulmak için varız. Ne olduğunu bilmediğimiz şey için sınırlı zamanda devinip dururken içimizdeki cevheri dışarı çıkarmak ve bu sırra mazhar olmak hayatın anlamıdır.

bir sonraki yazımda Hayata Dair Üç Soru dizinin ikincisi Hayattaki Amacın Nedir? konusunu anlatacağım.

İyimser kalmanız dileğimle…

 

 

 

 

 

 

 

 

Daha İyi Bir Düşünce Şekli

Hepimiz hayatın keşmekeşliğinde yaşarken hayat mücadelesinde unuttuğumuz ve kullanmadığımız bir şey var; o da iyi bir düşünce şekli!

Sözlük anlamı ile düşünce kısaca zihin faaliyetleridir. Zihin soyut tasarımın merkezi olması sebebiyle olumlu düşüncelerle doldurabilirsek potansiyeli keşfedecek güce ulaşır. Ancak birçoğumuz bu gücü kullanmayız çünkü belirgin veya bariz değildir. Bunun için aşkın bir çaba gerekir.  İyi bir düşünce şekli ile hayatınıza değer katabilir ve hayatınızı yönlendirebilirsiniz.

Hayatımız düşüncelerimizin eseridir”

Öncelikle şu maddeler önemli;

  • Kurallı Yaşayın.
  • Sanatçı yaklaşın hayata daima.
  • Olumsuz durumlardan yara almayın. Kişinin ruhsal tekamülü için bu durum bir araç olarak kullanılabilir.
  • Hayatta bir amacınız olmalıdır.
  • Sevgiye yer açmalı, insanları ve dünyayı sevmelisin.
  • Bir gün değil, bugün demelisin.
  • Önyargılardan uzak durmalı insan. Bilinçle yaşamalıdır.
  • Her işi iyi niyetle yaparken değerlendirmelerde kişisellikten uzak ve objektif olun. Keza zihin kolay yargı vermeye yatkındır.

Özellikle şunu unutmamak gerekir; Yaşamak sanattır. Hayatına bir sanatçı gibi yaklaşmalısın. Bunun için iç sorgulamalar gerekir. Zihnimizi geliştirirken duygularımızı da kontrol altına almalıyız. Anı yaşamak önemlidir. Geçmiş, var olan seni oluşturmuştur ancak geçmişte kalamayız çünkü her gün yeni bir günü karşılarken geçmişin değerleri iş görmez. Gelecekse ise hiç gerçekleşmeyen bir düşe dönebilir ve bu da ideallerimizi sarsar. Bu nedenle anın güzelliğini yakalamaya çalış.

Yaptıklarımızı ve yapamadıklarımızı bilmemiz yaşamımızda doğru kararlar vermemize yardımcı olur. Doğru kararlar bize sağlam bir özgüven sağlar. Çünkü özgüveni olan insan başarmaya muktedirdir.

Abraham  Lincoln’un çok değerli bir sözü var; “İnsanlar zihninde canlandırdıkları kadar mutlu olurlar” İyi bir düşünce şekli ile güçlenen zihnin altından kalkamayacağı ve sebat edip başaramayacağı hiçbir şey yoktur. Hayatta iyi bir düşünce şekli ile hedeflerimize ve hayallerimize ulaşmak daha kolaydır. Önemli olan karar vermektir. Karar verin ve düşüncenin gücünü kullanın!

Hep iyimser kalmanız dileğimle…

Kelimelerin Gücü

Düşüncenin gücüdür kelimelerin gücü ile kastedilen. Kelimeler düşüncelerin yansımasıdır. Onlarla düşünür, kavramlar yaratır ve anlamlar yükleriz. Daha çok soyut düşünebilmek amacıyla kavramlara anlamlar yükler ve dünyamızı dönüştürmeye çalışırız. Yaşadığımız çağa bakarsak bunu başardığımız aşikar.

Featured image

Peki insan düştüğü buhrandan nasıl kurtulur? Tabi ki kelimelerin gücünü kullanarak. Elbette hayatımızda olumsuz bir çok şey oluyor ve olmaya devam edecek ancak bu nedenden dolayı ve içine düştüğümüz buhrandan sebep yenilgiyi kabul edecek değiliz.

Bir kere şunu kabul etmek gerek; hayat inişli çıkışlı yollarla dolu. Burada bir amaç doğrultusunda yaşamak önemli. Montaigne, “İnsanın en büyük ve en görkemli mirası bir amaç doğrultusunda yaşamasıdır” der. Bir amaç doğrultusunda yaşanıldığında akıl ve zihin buna evrilir ve bu amacın için var gücü ile çalışır. Burada önemli olan zihnin doğru yönlendirilmesidir. Bu kelimelerin gücü ile mümkündür!

Benim yöntemimse; kitaplığıma postitlerle  inandığım kelimeleri yapıştırıp her sabah kalktığımda okumamdır. Bu postitlerle bilinçaltımı kuşatıyor ve zihnimi bir amaca yönlendiriyorum. Böyle yaptığımda farkı daha çok görebiliyorum çünkü bu amaca ulaşmak için ne gerekli ise ona yöneliyorsun keza alışkanlıklar bile karşısında duramıyor hedef için evriliyorsun. Sizin için hayatınızda değerli olan anahtar sözcükleri bilinçaltınıza yerleştirebilirseniz içinizdeki enerjiyi çıkartabilir, hayallerinize ulaşabilirsiniz.

Hep iyimser kalmanız dileğimle…

İyimser Bir Dünya!

Hep sorarım neden iyimserlik diye bir ders yoktur. Elbette ahlak ile ilgili bir kavram bu ancak düşünsenize her eylemimiz iyimserlik ile başlasa! Dünyada savaş ya da kaostan bahsedilebilir miydi? İyilik yap denize at sözü ile amaç yapacağımız karşılıksız iyiliğin bize bir gün mutlaka döneceğini göstermek ve bu inançla dünyayı yaşanılır kılmak.

Her insan iyi potansiyelini içinde taşır ve insanın içindeki bu iyiyi yani cevheri dışarı çıkarabilmesi, maddi isteklerinden sıyrılabilmesi, zihnine hükmedebilmesi kendi marifetidir. Bu cevher dışarı çıkabildiğinde bu onun her işi aşkla, heyecanla yapabilme gücünü salık verir.

Eskiden insanlar erdeme büyük önem verirlerdi. (iyiyi erdem ile çıkarabileceğine inanılıyordu.) Çünkü onurlu bir yaşam için erdeme ihtiyacı vardı kaldı ki filozofların ekmeği idi erdem. Ancak Gelişen teknoloji ile birlikte insan işlerini daha kolay yaparken unuttuğu bir şey vardı; teknolojinin kötüye kullanılması. İşte en büyük sorun burada. Ürettiği silahlar ve teknoloji ile birbirlerine düşman devletler ortalığı kana buluyor dünyayı kaosa sürüklüyor.

Çağımızdaki bu teknolojik gelişmeler insanı maddeye daha da bağımlı hale getiriyor. Aslında insanın varlıksal olarak değil ruhsal olarak dönüşümü önemlidir. Amaç teknolojinin insan aklına hizmet etmesidir yoksa bizim yaratmış olduğumuz teknolojinin bizi yönlendirmesi değildir.

İyimserliğin kaynağı hem kendimizde, hem toplumladır. Marcus Seneca

Hep iyimser kalmanız dileğimle…